Karalamalar #37

Neyden sonra insan intihar kararı alır diye düşünür duruyorum. Her dayanamadığı acı sonrası, en acısız hal olan ölümü istiyor ama bir türlü cesaret edemiyor. Kendi adıma eğer sonsuzluk korkum olmasaydı çoktan kendimi atmış ya da bileklerimi kesmiştim.

Hayır, asıl konu bu değil. Asıl konu, intiharı devamlı bir çıkış yolu olarak görmek, istemek gibi kendini saldığın insanla olan umudu da yitiremiyorsun. Olmayacağını bilsem bile, tekrar ve tekrar aynı şeyleri yaşayabiliyorsun. Ya da ben salağım. Bilmiyorum henüz bunu.

İşin garip tarafı sonsuzluktan korkan ben için, içinde bulunduğum durum da, kendin kendini yiyen yılan misali, sonsuz bir döngüye girmiş duruyor. Ve bundan da ödüm bokuma karışıyor. Ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yok. Bedenen, ruhen çöktüm. “Over and over and over…” diye beynimde bir bozuk plak dönüp duruyor, kenarda da yaşam denen bok çuvalı.

Hiçbir şeyi düzeltemiyoruz. Ama hiçbir şeyi. İşimiz sadece ufak illüzyonlara bakıyor.

0 notes

Karalamalar #36

  • Yaşamayı seçemiyoruz.
  • Ölmeyi de beceremiyoruz.
  • After Life denen bok varsa da sonsuza kadar, ölünce hiçbir şey yoksa da sonsuza kadar.
  • Saçımızı seçemiyoruz.
  • Boyumuzu seçemiyoruz.
  • Paran varsa da mutsuz oluyorsun, paran olsa da.
  • Kilonu seçemiyorsun.
  • Mutlu olmak diye bir şey yok.
  • Mutsuzluk gitti zaman, anlık olarak mutlu olduğunu hissediyorsun ama sadece mutsuz olmadığın için öylesin.
  • Yaşamaktan bıkmadınız mı?
  • Ölüm mi sizi kurtaracak?
  • Sonsuzluktan korkan biri için ölüm korkusu ile yaşamak istemek arasında hiçbir fark yok.
  • Çünkü takılı kaldım.
  • Bıktım.
  • Yoruldum.

3 notes

There is no more lies.

There is no more lies.

0 notes

Karalamalar #35

Kapıdan çıkıp gitmişti, sigarasına uzandığında. Sadece yakması ve içine çekmesi kalmıştı onunla beraber. Masa ufak ama geniş kül tablası ile bardağı rahatça alıyordu. Hatta dirseklerini koyması için bile yer kalıyordu.

“İşte tekrar boku yedim” dedi kendi kendine. Hatalar, tekrardan yapılmak için varlardı. Uslanmadan, bıkmadan. Çünkü böyle zevk alıyordu. Ta ki, kapıdan biri çıkıp onu kendisi ile başbaşa bırakana kadar.

Genelde o kapıdan çıkardı. Nereye açıldığını ise sadece o bilirdi. Nereye isterse oraya açılırdı. Fark edemediği tek şey ise kapıyı açan tek o değildi. Böylece başkasının açtığı kapıda kendini bulurdu. Hataları da bu yüzden yapardı. Farkında olmadan. İstemsizce, umarsızca.

Tekrar kapıya yönelmesi için sigarasını yarıda söndürdü. Kapi kolunu hiç düşünmeden açtı. Fakat bu sefer o kol dönmüyordu. Zorladı. Daha da zorladı. Kırmayı düşünmesi ile kapıya yüklenmesi arasında bir şimşeğin paratonere düşmesi kadar bir süre dahi yoktu. Ama bu da nafileydi.

Tekrar sigarasını sardığında fark etti. Kapıyı açamazdı. Çünkü bu sikik kapıyı o açmamıştı. Bu boktan yerde kilitli kalmıştı. Evet.

Klostrofobisi arttı. Kapı üzerine geliyordu. Nereye kaçacaktı? Tekrardan kapının açılmasını beklemekten başka çaresi olmadığını anladığında ise yaptıgı salaklıklara lanet okudu. Naifliğinin yedi ceddini elden geçirdi. Saflığına tecavüz etti. Yeniden düştüğü hatalarla yatağa girip, uykuya dalmadan onları kovdu.

Batmıştı. Su alıyordu ve birinin gelip de kapıyı açmasını bekliyordu. Tabii gelirse…

0 notes

Karalamalar #34

Mutsuzken mutlu olmakti benim super gucum. Mutlulugun sorumlulugu, onu stabil ve sabit tutmak icin verilmesi gereken eforu enerjiye cevirseydik, ya da benim bunu yapmam icin, herhalde ortalama bir sehirin elektrik ihtiyaci karsilanacak kadar enerji elde ederdim. Mutsuzluk da bir o kadar basitti. Safti. Ugrasmani gerektirecek en ufak bir sey yoktu, kaybedecek hicbir sey yoktu. Gelirse arada mutluluk gelirdi, o da artisiydi. Mutsuzluk cok karli bir anlasmaydi beyinle yapilan. Hem mutsuzluk uretkenligi de arttiriyordu. Ama buna ragmen neden “mutlu” hayaller kurma ihtiyacimiz oluyordu, bu da epey sacmaydi. Sahsim adina utopiklikler kurup, kendi distopyamda mutluydum. Gercek mutlulugun sarhosluguna kapilsam da onunde sonunda kendi coplugume donuyordum. Mutsuzluktan olen coktur belki ama mutluyken bir anda mutsuz olmaktan daha iyidir olmek. Hayatin boyunca binlerce kez olup dirilmektense bir kere olmek daha iyiydi. Daha mutlu oluyordun sonucta. 

0 notes

Karalamalar #33

Bu akşam uzun bir aradan sonra kendimi, kendi geçmişimi anlattım. Tamamen teslimiyet duygusu ile, zaaflarım, hatalarım, başarısızlıklarım… Kendini anlatmayı sevmeyen, anlatmaktan genelde kaçınan biri için oldukça önemliydi. Karşındakinin samimiyetine inanarak kendini, kendin gibi anlatmak epeyce rahatlatan bir şey.  

Bunları buraya not düşülsün diye yazmamın sebebi ise, beni tanımadan vardığınız yargıların aslında ne kadar da yanlış olduğunu yüzünüze söyleyemeyişimdir. Çünkü bunun samimiyetine pek inanamıyorum. Beni cool görmek isterseniz epeyce coolum, yavşak bir orospu çocuğu olarak görmek isterseniz de yavşak orospu çocuğu olurum pek ala. Sonuçta ben de sizi epeyce değersiz biri olarak görmek istiyorum.

0 notes

Karalamalar #32

Ölsem herkes daha mutlu olacakmış gibi hissediyorum gün geçtikçe. Varlığımdan rahatsız olanlar, varlığımı fark etmeyenler, beni tanımayanlar, yanlış tanıyanlar… Hepsi için, ölsem hayat daha güzel bir yer mi olacak gerçekten? Yoksa, benim için mi güzel olacak her şey? Sonsuz uyku ya da sonsuza kadar yaşamak. Belirsizlik bu kararı bana verdirtmiyor. Hayatımda görmek istediğim birkaç şey kaldı, onları da başarı ile tamamlarsam sanırım yaşamak için bir nedenim kalmayacak ya da yeni nedenlerle kendimi kandırıcam. Ama bildiğim tek şey şu an yaşadığımın bir öneminin olmaması. Belki ailem için. Belki de değil, sadece ailem için. Eh, bana sormadan beni dünyaya getirdilerse pek ala onlara sormadan da buradan gidebilmem lazım eğer adil olmaktan bahsedersek. Ama işte olmuyor nedense öyle bu işler. Eften püften olgulara sıkışıp, kendimize yeni acılar sunuyoruz. Pek muhteşem, pek sevimli.

2 notes

Karalamalar #31

Tekrardan Deftones ile hayat enerjimi bulduğum şu günlerde, iflahımın sikilmesi ve yüreğimin dağlanması tabii ki de tesadüf olamaz. Bir şeyin olması lazım. Olmazsa çok falza kişiyi sikip atıcam. Suçlusu ben olsam bile, benim dışımda gelişen olaylar buna tuz biber ekti. 

Her neyse, Chino gibi böğürtülüyüm. Sinirliyim. Arada mutluluk geliyor ama sağ olsunlar 2-3 saat anca sürebiliyor. Tatil işimi de ayarladım gibi gibi, airplane mode’a alıp, 3-4 gün kafamı dinlicem. 

Hadi siktirin gidin.

ps: ergen olmak suç değil. 23 yaşında ergen oluyorsam bu sizin suçunuz. 

0 notes

Karalamalar #30

Aslında nefret-ül ergen bir yazı yazmak için açtım bu sayfayı ama vazgeçtim. Sigur Ros açarak sakinleştim 2 saniyede. 

Valtari albümü. Varug parçası. Dağın tepesinden düşerek ilerleyen bir çığ. Başka bir şey düşündürtmüyor bu parça. Bu albüm hatta. Noi Albinoi re-make yapılsa yeni OST bu albüm olabilir.

Her neyse. Hayatımı grafiğe döksem kısa mutlulukların pik yaptığı yerler ile intihar eşiğine gelen piklerin arasının ne kadar fazla olacağını fark ettim. Ben bunu hak mı ettim yoksa tamamen sik sok insanlar yüzünden mi bilmiyorum ama hala intihar etmediğime göre, eh, eşiğim biraz yüksek. 

1 note

Karalamalar #29

Bir kahin edasi ile olacak her seyi sirasi ile biliyorum. Bilmeme ragmen hep ayni boku yapiyorum ya da beynim bundan zevk aliyor. Kendimi acindirmak, kucultmek, yermek, sinirlendirmek, degersizlestirmek… Hepsini de birkac gun icinde yapabiliyorum. Hayatta hep yalniz kalmaya da sanirkm bu yuzden mahkumum. Zaten mahkum oldugum bu hayatin yanina baska mahkumluk. Mahkumception. Mahkum kelimesi cok anlamsizlasti degil mi cok fazla soyledigin icin. İste bana da bunlar cok fazla soylendigi icin hayat anlamsizlasti.

0 notes

Karalamalar #28

Aylar önce küllükle ilgili bir şey yazmıştım. Liseden beri evdeki küllüğümü değiştirmediğimi söylemiştim. Annemin “çeyizliğime” koyacağı pırlanta takımdan küllüğü aldım odama. Ağır. Gösterişli. Harika bir şey. Hem de bana hiç yakışmıyor. Ne alaka abi pırlanta kesim küllük. Ama değiştirdim. Değişim iyidir, değişim canlı tutar. 

Değişiyor muyum derken bile tereddüt ediyorum. İsteklerim aynı yıllardır hepsi de hüsranla sonuçlansa da. Belki inancım bu yönde ve bu yüzden başka hiçbir şeye inanamıyorum. Kimseye bu yüzden inanamayabilir miydim? Bir “istek” için inancım sonsuzken, konuşmamaya yemin etmiş bir budist rahibi gibiyken inancım, o isteğin aracısına nasıl olur da inanmazdım. Tanrı’ya inanıp, peygamberlerine inanmamak gibi bir şey sanırım bu. İçimdeki “tanrı” belki de “isteğim” ve ben bunu çok sonra fark ettim. İbadetim ne peki? Üzülmek mi? Meh, çok tutarsız. 

Karışıklıktan ölmezsem eğer, seni sevmeye başlayacağım. 

1 note

Karalamalar #26

Diyet, rejim, iyi görünüş değil amaç. Amaç, bir hedef koymak ve hedefteki kademeleri yavaş ve istikrarlı şekilde geçip gitmeyi gözlemlemek. Bunu anlamayanlar da boş boş konuşup beni üzüyor. Hayır abi, vücudumla ilgili hiçbir derdim yok zira yıllardır böyleyim. 5-6 sene önce hiç böyle değildim mesela. 

O yüzden, insanlar kendilerine bir hedef koyup belirlediyse o hedeflerin yanlış olduğunu, saçma olduğunu, gereksiz olduğunu söylemeyin. Hedef varsa, ulaşmaktır gerçek haz. Yolda bırakıp gitmek değildir. 

İlk kademeyi tartıda daha hiç geçemediğim ibreyi geçerek başardım. Bu bana şevk verdi, dahası haz verdi. Devam ediyor. Lütfen sadece başardığımı söyleyin. 

2 notes

Karalamalar #27

Öyle anlar geliyor ki aldığın nefesten utanıyor, vücudunda dolaşan kanı dışarı pompalatıp ölmek istiyorsun. Hiçbir jestin olmadığı bir kısa mesajdan da durumun be bok olduğunu, dillendirilmemiş olsa dahi anlayabiliyorsan, hiç koklamadığın, sarılmadığın birini de sevip, aşık olabilirsin.

Yıllarca ortak noktalı birilerini aradık, bulduğumuza inandık ve hepsinin sonunda da yatağa tek başımıza gerı dönmek zorunda kaldık, ne acıdır ki. Etrafıma baktığımda da ortak noktaları çok az olan insanların mutlu olduğunu gördüm ilişkilerinde. Epey ilginç bir durum ve konuydu benim için.

İstemek ve inanmak bizi yönetirken, yaşama sebebi verirken, isteklere ulaşamamak ve hayal kırıklığıydı bizi öldüren. Sevmeyi isterken, mutsuz olmayı hayal etmeyip, göz yaşlarını veriyorlar bize. Sana, bana, onlara, bunlara, bilmem kime. Sevmeyi kafaya koymuş, inanmış ve istemişken olayların son bulduğu yerin sevgisizlik olmasi ironiktir, buzun sıcakta eriyecek olması gibi de mutlaktır.

Bilerek mutsuz oluyoruz. Mutsuzluğu istesek herhalde mutluluktan basur olacağız, ama mutlu olmak hep hayal. Hayal de bize hep yaşama nedeni veriyor. Kendimi öldürsem demek ki hep mutlu olucam. Düz mantık.

2 notes

Karalamalar #25

Uzun zaman sonra kafamda fotoğraf için proje canlandı. Çok orijinal ya da yeni bir dünya değil ama benim için değişik bir deneyim olacak. İnsan çekememe huyum burada da devam edecek, zaten hiç aramıyorum insan. Dışarı çıkıp sadece kafamı rahatlatmak dışında da fotoğraf çekmem lazım eğer bir şeyleri başarmak istiyorsam. Bunun farkında geç de olsa varabildim. 

Eh, ne de olsa “art never comes from happiness” sözü kadar da gerçeği yok. Hoş, ben ne sanatçıyım ne de sanat yapıyorum. Ama bir şey üretiyorum, o yüzden üretkenlik de melankoliden geliyor. 

0 notes

Karalamalar #24

Her Porcupine Tree, Blackfield ve No-Man dinlediğimde 6 sene önceki dönemlerimde hissettiklerimi hissediyorum. Burnuma sigara dumanı çeksem bile o dönemin kokularını işitiyorum. 

Zaman yolculuğu yapılacaksa bu müzik ile olacak. 

0 notes